Çölyak nedir ? Belirtileri nelerdir ?

TEŞHİSTE CİNSİYET YA DA YAŞIN ÖNEMİ VAR MIDIR? GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?

Çölyak hastalığının görülme sıklığı, 100 kişide 1 kişidir. Buna göre ülkemizde istatistiki olarak yedi yüz altmış bin çölyaklının varlığı düşünülmektedir. Ancak sağlık bakanlığı verilerine göre tanı alan çölyaklı sayısı yetmiş beş bin civarındadır. Bu durumda bir buzdağından bahsedilmektedir. Ve henüz teşhis almayı bekleyen buzdağının altında kalan ciddi sayıda kişinin varlığı söz konusudur. En yüksek görülme sıklığı 0-20 yaşlar arasıdır. İlerleyen yaşlarda hatta 70-80 yaş aralığında görülmektedir. Bu nedenle hekimlere büyük görev düşmektedir. Tipik belirtilerin yanında, sessiz ilerleyen vakalarında zamanında yakalanması son derece önemlidir. Cinsiyet ayrımıyla ilgili henüz yeterince veri oluşturulmamıştır. Ancak genetik yatkınlık konusu dikkate alınmalıdır. Anne ya da babadan birinin çölyaklı olması durumunda çocuklarında olasılık 20 de 1 e yükselir. Kardeşlerde olasılık 20 kat artabilir. Ailede bir kişi tanı aldığında belirti olmasa bile 1. Ve 2. derece tüm akrabalar taranmalıdır. Çünkü hastalık yıllarca belirtisiz kalabilir.

TANI YÖNTEMLERİ NEDİR?

Tanıda ilk adım şüphelenmekle başlar. Ardından hemogram ve çeşitli biyokimyasal kan testleri ( üre –şeker- karaciğer vb. testler ) uygulanır. Demir eksikliği ve buna bağlı kansızlık tespiti şüpheleri arttırır. Bu aşamada çölyak hastalığına özel kan testleri devreye girer. Bu özel testlerin pozitif olması durumunda ya da negatif çıksa dahi şüphe devam ediyorsa gastroenteroloji uzmanına sevk olunmalıdır. Gastroenteroloji uzmanı endoskopi yaparak ince bağırsağı görür ve gerekli yerlerden biyopsi alır. Buna ilaveten kemik metabolizma testleri, kemik dansite ölçümü, troid testleri doku tipi tayini gibi tanıyı destekleyici testle uygulanmalıdır. Tüm testlerin sonuçları değerlendirilerek kesin tanıya ulaşılır. Çölyak hastalığının tespiti için uygulanan özel kan testleri, anti-endomisium ( EMA) ve anti-doku transglutaminaz (tTG) testleridir. Bu testlerin pozitif olması kişinin % 95 oranında ÇÖLYAK olduğunu gösterir. Ancak kesin tanı için mutlaka biyopsi uygulanmalıdır. Biyopsi sonucunda ince bağırsaklardaki, besinlerin emilimini sağlayan villusların hasarı tanıyı kesinleştirir.

TEDAVİ YÖNTEMİ NEDİR?

Günümüzde çölyak hastalığının tek tedavi yöntemi “ÖMÜR BOYU GLUTENSİZ BESLENMEK” tir. Buğday, arpa, çavdar ve yulaf glüten içeren tahıllardır. Dolayısıyla bu dört tahıl kullanılarak üretilmiş her türlü yiyecek, katkı maddesi, kıvam arttırıcı, raf ömrü uzatan kimyasallar, yapıştırıcılar vb. gibileri çölyaklıların besinlerinden kesinlikle uzak tutulmalıdır. Bu dört tahılın yerine pirinç, mısır, patates, fasulye, nohut, mercimek gibi baklagiller, bunlardan elde edilen nişasta ve kestane unu, soya unu, üzüm çekirdeği unu ve tapyoka nişastası güvenle kullanılabilecek doğal glütensiz gıdalardır. Bu unların öğütüldüğü değirmenlerde, daha önce öğütülmüş buğday, arpa, çavdar ve yulaf kırıntısı bulunmamasına özellikle dikkat edilmelidir. Et, balık, yumurta, meyve, sebze, süt ve süt ürünleri de doğal olarak glüten içermemektedir. Ancak üretim ortamı ve raf ömrü uzatıcı katkı maddeleri vb. gibi nedenlerle ambalajlarda yer alan içerik bilgileri her zaman dikkatle incelenmelidir. Alışveriş sırasında her türlü üründe glütensiz ifadesi titizlikle aranmalıdır. Marketlerden alınan hazır ürünler glüten içerebilmektedir. ( Soslar, cipsler, hazır çorbalar, bazı poşet çaylar, köfte harcı, pilav harcı vb.gibi) Glutensiz beslenmeye başlayan çölyaklıların ince bağırsaklarında hasara uğrayan villuslar 3-6 ay gibi süre içinde normal hallerine geri dönerler. Beslenme yetersizliğine bağlı diğer rahatsızlıklarda diyete uyum sürecine bağlı olarak, kısa sürede düzelmeye başlar. Glutensiz diyete başlayan çölyaklı, herhangi bir nedenle, bilmeden glüten içeren gıda tükettiklerinde, herhangi bir rahatsızlık ya da belirti hissetmese de, uzun süre sonra şikâyetleri yeniden başlayabilir.

ALTERNATİF TEDAVİSİ VAR MI?

Buğday ülkesinde yaşarken, glütensiz beslenmek beraberinde türlü zorluklar getirmektedir. Ve bunu ancak yaşayanlar bilir. Ayrıca uzun yıllar diyet yapanlarda zamanla diyet yorgunluğu gözlenmektedir. Ve bu durumda hastalığın sona ereceği duygusuyla diyet dışı alternatif yöntemler aranmaya başlanır. Bu durumdan fayda sağlamak isteyen kişiler umut taciri olarak devreye girerler. Biorezerans ya da farklı alternatif yöntemleri önerilmeye başlanır. Ancak 2016 yılına kadar tıp bilimi glütensiz diyet dışında henüz kesin bir tedavi yönteminden bahsetmemektedir. Bununla birlikte araştırmalar umut vericidir ve yakın gelecekte diyet dışı tedavi yöntemlerinin gündeme geleceği düşünülmektedir.
İLK KEZ TEŞHİS ALAN BİREYLERİN ve AİLELERİNİN YAŞADIĞI SORUNLAR?
İlk kez teşhis alan çölyaklı ve ailesi için travmatik bir dönem başlar. Bir anda özgürlüğün kısıtlandığı, sosyal hayatın sona ereceği ve çaresizlik dolu günlerin başlayacağı düşünülür. Alışma ve sakinleşme her bireyde farklı zamanlarda olmaktadır. Kimi aileler bu durumu dünyanın sonu gibi görmekte, kimileri yıllarca süren sıkıntıların bir çözümü olduğunu görerek rahatlamaktadır. Bu durumda ilk teşhis alan çölyaklı bireylerin psikolojik destek almaları önerilebilir. Bu dönemi kolay atlatmalarını ve diyete uyum sağlamalarını destekleyecek, daha önce teşhis alan bireylerle görüşmeleri derneklerle iletişime geçmeleri faydalı olacaktır.

ÇÖLYAK TANISI ALAN BİREYLERİN BUNDAN SONRAKİ YAŞAM TARZLARINI BENİMSEYEBİLMELERİ İÇİN VERİLMESİ GEREKEN DESTEKLER NEDİR?

En büyük destek daha önce tanı alan bireylerden gelecektir. İlk teşhiste birey eğer daha önce ÇÖLYAK hastalığını hiç duymamışsa kendisini bir anda çaresiz ve yalnız hissedebilir. Oysa etrafında daha önce teşhis alan ve hayatını son derece kolayca idame ettiren bir örnek görürse alışma süreci çok daha kolay olmaktadır. Bu durumda derneklere ve sivil toplum örgütlerine çok görev düşmektedir.

Leave your comments